• BIST 88.735
  • Altın 229,442
  • Dolar 6,0368
  • Euro 6,8881
  • Hakkari 29 °C
  • Van 26 °C
  • Şırnak 35 °C
  • Diyarbakır 35 °C
  • Batman 35 °C
  • Iğdır 30 °C
  • İstanbul 33 °C
  • Mardin 35 °C
  • Ankara 29 °C
  • Muş 23 °C

Ayrılığa dair

Sabri Bozkurt

Oturduğumuzdan beri süren uzun suskunluğu bozdum ve suskunluğumuz süresince düşündüğüm, aklıma bir sürü soruyu aşıp kesin sonuca vardığım, o an inandığım şeyi söyledim sevgiliye: sen benim her şeyimsin… Suskunluk sürdü yine aramızda... Bir an bulduğum değerli şeyin sevinci, yerini kaybetmenin öfkesine bırakmıştı şimdi… Öfkeli ve aceleciydim. Olasılıklar arasında dolanıyor, birinden atlayıp, bir diğerine sonuç almadan geçiyordum… O yüzüme bakmıyordu, bakmadığı için hissettiklerini anlamamı zorlaştırıyordu. Ama Sonunda onun ne düşündüğünü düşünmekten vazgeçtim ve bir başka yoldan örenmeye çalıştım düşüncelerini. Gerçekten onun neyi ve nerde durduğumu öğrenmek istiyordum. İlkinden de Uzun süren suskunluğu yine ben bozdum: ama ben senin hiçbir şeyin olamamışım… Dedim.

İnanmıyorsan git” dedi oda, yine yüzüme hiç bakmadan, öfkeyle…

  Hiç Bir şey demeden usulca uzaklaştım o zaman yanından…

Bu cevap, bu davranışı beni “derinliğine” sevdiğine inandırmıştı… Beklediğim belki de buydu zaten. Böyle sudan sebeplerin öfkeli ayrılıkları sevdadandır zira, sevdadan olduğunu uzun birliktelimize sığdırdığımız ayrılıklardan öğrenmiştim ve bu da sevginin bir kanıtıydı. Ama yinede hayatın diğer bütün dertlerinden daha dert, acılarından daha acıydı, daha üzücü, daha düşündürücüydü…

İnsan değerli bir şeyini kaybetmeye az yaklaştığında, tamamen kaybetmekten çok daha fazla üzülüyor zaten nedense?

Ve sevgiliye karşı Sevgi, insanın içinde her büyüdüğünde biraz daha, sanki bağlılık için ayrılıklar daha fazla artıyor… Ne zaman geleceğini de bilemiyor insan, habersiz, saniyeler öncesinde bile hiçbir şey belli ettirmeden aniden geliyor sıklaşan bu ayrılıklar… Aşkın kanununa dairdir, kanunu gibidir… Ve Bilmeme rağmen bunları ben, susmama rağmen içimde öfkeli, kızgın, hatta kinliydim ona karşı giderken.  Sakin, uzlaşıcı, Şefkatli olamıyor öyle davranamıyordum. Bir şekilde buna karşılık vermeyi, onu acıtmayı, üzüp kırmayı ve yeterince acıtıp, üzüp, kırdıktan sonra ancak şefkatle sarılıp, sevebilecektim onu… Ve o zaman bana karşı o aynı öfkeyi sürdürecekti bu defa, (yoksa sevdiğine kim inanırdı) bunu da biliyordum ama bunda bir çıkış yoktu, Bulamıyordum ben. Bütün bunlar aşkla yoğrulmuş, aşka karışmış, değişmez, ayıklanmaz şeylerdi. Ancak, aşkın labirentinden çıktığın zaman bunlar, bu hisler, bu davranışlar biterdi. Ama kim bilinçle, bilerek, bile-bile ister, yapardı bunu? Aşktan kim kurtulmak ister? Aşkın içindeyken aşksızlığı seçer ve aklın yoluyla, aklını kullanarak çıkabilir? Bunlar akla dâhi gelmeyen, tuhaf olduğunu bile farkında olmadığımız şeylerdir o dönem… Zaten ne isteyince biten, nede başlayan bir şeydir aşk…

Biz Ertesi gün, onun çağrısıyla yine bir araya geldiğimiz zaman, bunu ona da söyledim ama geçen günün öfkesiyle onu “yeterince” acıttıktan sonra… Şimdiki acılı-öfkesi ve beni çağırmanın verdiği yeniklik duygusu, onun düşüncelerini beni acıtmakla meşgul ettiği için o zaman, sözlerimden hiçbir şey anlamadı ve yine bir ayrılık, öfkeli (yine bir araya gelmek üzere) bir ayrılık yaşandı orda, aramızda… “Beni sevseydin arardın,” dedi, “uzatmanın anlamı yok, ayrılalım…” ayrılalım… Gittim…

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007-2015 Zap Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.