• BIST 106.926
  • Altın 151,429
  • Dolar 3,6718
  • Euro 4,3287
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 5 °C
  • Hakkari 6 °C
  • Diyarbakır 10 °C
  • Van 2 °C
  • Şırnak 10 °C
  • Mardin 10 °C
  • Batman 8 °C
  • Iğdır 7 °C
  • Muş 5 °C

Babacan: ''17 Aralık Operasyonunun Asıl Hedefı Türkiyenin İstikrarıydı''

Babacan: ''17 Aralık Operasyonunun Asıl Hedefı Türkiyenin İstikrarıydı''
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, 17Aralık operasyonunun iktidara yönelik gibi gözükse de hedefin Türkiye'nin istikrarı olduğunu söyledi.

- Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, 17Aralık operasyonunun iktidara yönelik gibi gözükse de hedefin Türkiye'nin istikrarı olduğunu söyledi.

Bakan Babacan, uzun vadeli başarılı ekoomik programların siyasi istikrar ile mümkün olduğunu belirterek, “Ülkedeki istikrar ortamını korumak için hep beraber çaba içinde olmak gerekiyor. Son 3 ayda yaşadıklarımız belki iktidar partisini hedefleyen bir çaba fakat sonuçları itibariyle hedefin siyasi istikar olduğunu görüyoruz, hedefin Türkiye olduğunu görüyoruz. Bu da çok kaygılanmamız gereken bir husustur. Devlet mekanizmasının sıhhatli çalışması, en önemlisi hukukun gerçekten uygulanıyor olması bizim olmazsa olmazlarımızdır. Bazı maksatlar için, tuzaklar için hukukun kullanılmasına müsade etmeyiz” dedi. Babacan, Avrupa ve Amerika’da artıyı geçen büyümenin Türkiye’nin ihracatına 2014 de olumlu yansımaya başladığını belirttiği konuşmasında dünyadaki ekonomik gidişatın 1990'lardaki Asya krizine benzemediğini, gelişmekte olan ülkelerin, önümüzdeki 10 yılın büyüme lokomotifi olacağını söyledi.

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Uludağ Ekonomi Zirvesi’nin geleneksel etkinlik ünvanını aldığına kaydederek, “Her yıl bir öncekine göre başarılı, güzel nok eticeleri olan bir etkinlik oluyor. Bu yıl da küresel ekonomi tartışılacak. Türkiye ile alakalı farklı konular masaya yatırılacak. Pek çok ülkeden bizlerle beraber olan yabancı katılımcılar, politika yapıcılar, istişare içinde, beyin fırtınası ortamında daha güzel fikirlere ve çözümlere ulaşmak için çaba gösterecekler. Bu yıl zirvenin uluslararası niteliğinin daha da arttığını görüyorum. Türkiye pek çok açıdan dünyanın yoğun ilgi ile takip ettiği bir ülke oldu. Bu zirvenin daha ilgi görmesi Türkiye açısından da faydalı olacaktır. Türkiye bir G 20 ülkesidir. Önümüzdeki yıl Türkiye G 20'nin dönem başkanlığını aldı. 2 yıl önce yapılan oylamada biz kazandık. 1 Aralık 2014'den itibaren resmen dönem başkanı sıfatını kazanıyoruz. Yönetimsel olarak şu anda başkanla temaslı çalışmaya baladık. Bu sebepledir ki, Türkiyenin küresel ekonomik gelişmeler konusunda sadece izleyip kendine ona göre yön veren ülke olmaktan çıkıp, küresel gelişmelere yön veren, kriter oluşturacak bir ülke konumuna geçiyor. Bu son derece önemli bir kounmudur. Dünyadaki gelişmeleri zaten çok yakından izliyorduk. Bundan sonra yönlendirici sıfatı ile izleyeceğiz. Geçen yılki Uludağ zirvesi ile bu yılki zirve arasında olumlu anlamda daha farklı bir dünya var. Türkiyenin dünyadaki ekonomi yapıcı rolü ile birlikte Uludağ zirvesinin rolü de gelişiyor” diye konuştu.

Dünyadaki küresel krizin en derin en kötü dönemi geçmişte kaldığına dikkat çeken Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Geçen sene bunu diyemiyorduk, emin değildik. Şu anda birçok gösterge krizin geçtiğini gösteriyor. Finans sektörü kaynaklı olduğu için bu kriz çok etkili oldu. Finans sektörü kaynaklı krizlerin derin ve uzun sürdüğünü görüyoruz. Bu krizde uzun sürdü. 2007'den beri etkileyen finans kirizi birçok ülkede sıkıntılara yol açtı. Gelişmiş ülkelerde borç stokları çoğaldı. Amerikada da böyle oldu. Bütçe açıklarına tedbirler alanacak. İşsizlik oranları gelişmiş ekonomilerde çok yükseldi. Özellikle uzun süreli işsizlik büyük bir problem. 6 ay 1 yıl işsiz kaldıktan sonra insanın iş gücüne katılması zor oluyor. Kronik işsizlik gelişmiş ülkelerin en önemli sosyal problemi olarak karşılarındadır. İş gücüne katılım oranı düşüyor. İş aramaktan vazgeçiyorlar. İşsizlik düşüyor gibi gözüküyor ama bunlar iş dünyasına katılmıyorlar. İş aramaktan vazgeçiyorlar. Göstergeler, kriz öncesi rakamları yakalamak için 30 milyondan fazla istihdam oluşması gerektiğini gösteriyor. Avrupa’da negatif büyüme rakamlarından sonra bu sene ilk defa artı yüzde 1 büyüme gerçekleşecek gibi gözüküyor. İhracatımızı etkileyen en önemli unsur, satış yaptığımız ülkelerin iç piyasasıdır. Avrupadaki bu küçük de olsa toparlanma ihracatımızın daha iyi seyretmesine yol açacaktır. Yılın ilk 2-3 aylık ihracatımız, bir önceki yıla göre ciddi artışlar gösteriyor. Japonya’ya bakınca bir program uygulanıyor. Kısa vade sonuçları olumlu ancak uzun vadede ne olacağını bilemiyoruz. Parayı 2 yıl içinde 2 katına çıkacak bir program. Kısa vadede hareketlilik getirdi. Ancak yüzde 140 lık borcun nereye gideceği bu pazarda belli değil. Amerika’da para politikalarının normale dönmeye başlaması ve somut takvim oluşturmaları işlerin normalleştiğini gösteriyor. Gelişmekte olan ülkelerde olumsuz etkiler ortaya çıkarıyor. Ama normalleşmenin sonucunda FED bu kararları alıyor. Amerikan merkez bankasının kararları gelişmekte olan ülkeleri olumsuz etkiliyor diye üzülmemek lazım. Bunlar neticede iyileşme habercisidir. Gelişmekte olan ülkeler önümüzdeki 10 yıllık dönemde, geçmiş 10 yıllık performansını gösteremeyecektir. Gelecek 10 yılda büyüme oranları daha düşük seyredecek. Neye göre kendi geçmiş seyirlerine göre. Ama gelişmiş ülkelerden çok daha fazla büyüme oranları göreceğiz. Uluslararası basın, gelişmekte olan ülkelerin ekonomileri ile alakalı olumsuz haber yapıyor.

Bu kadar sansasyonel olumsuz haber yapılmasına rağmen, gelişmekte olan ülkeler önümüzdeki 10 yıl boyunca küresel büyümenin lokomotifi olmaya devam edecek. Büyüme ağırlıklı olarak gelişmekte olan ülkelerden gelecek. Bazıları 90'lı yılların Asya krizine benzetiyor. O günkü şartlar farklıydı. Gelişmekte olan ülkelerin bu dönemde çok daha düşük borçları var. Kur esnek rejim çerçevesinde yürütülüyor gelişmekte olan ülkelerde. Bankacılık sektörleri gelişmekte olan ülkelerde 1990 lara göre çok daha güçlü. Ayrıca rezervleri de şu anda çok güçlüdür. Asya krizine benzer bir tabloyu biz beklemiyoruz. Ama yine de dikkatli olmaları gerekir. Pek çok gelişmekte olan ülkelerin piyadan olumsuz etkiler aldı.

Amerikan doları ile alakalı likitedenin azalacağı, kaynak ihtiyacı olan ülkelerin hareketliliği daha yoğun oldu. Cari acığı olan bir ülkelolarak Türkiye’de rakamların hızlı yükseldiği daha fazla etkilenen ülkeler arasında yer aldık. Hindistan, Brezilya benzer piyasa hareketini yaşadı. Bizim piyasa hareketimiz sadece dış kaynaklı olmadı. Bazı siyasi hareketlerde yaşanıd. Bizim negatif ayrışmamız cari acığın yanı sıra, Gezi olayları ve 17 Aralık süreci de Türkiyenin olumsuz daha fazla etkilenmesinde baş aktörler oldu. Son 10 yıl Türkiyenin önemli adımlar attığı yıllar oldu. Biz ciddi anlamda kamu mali yönetim sistemi kurduk. Bütçe, mali disiplinde iyi noktaya geldik. Sosyal güvenlik reformu yapabilen ender ülkelerden olduk. Şu anda sosyal güvenliği sürdürülebilir bir raya oturduk. Hala birçok ülke sosyal güvenlikte reform yapmaya çalışıyor. Genç nüfusun yavaşladığı bir ülkede bu reformun iyi dengelenmesi gerekiyordu. Türkiye sağlık reformunu yapmış bir ülkedir. Kontrollu bir maliyet yapısı ve yüksek memnuniyet tüm dünyada takip edilen bir gerçektir. Sağlık Reformumuz BM de bile övgü ile bahsediliyor. Kontrollü maliyet, yüksek hizmet seviyesi sağlandı. Bankacılık reformunda ileri adımları hızlıca attı. Bizim önemli ölçüde tamamladık dediğimiz alanlar, gelişmiş ülkelerin reform yapmak için büyük bir çaba gösteridği alanlardır. Sosyal güvenlik ve sağlık reformu Amerikada Obama’nın beğendiği bir uygulamadır. Tasarıyı Amerika geçirmekte zorlanıyor. Arzu ettiklerini gerçekleştiremiyorlar. Bütçe disiplinimiz pekçok ülkenin hayal ettiği bir reformdur. Bankacılık’la alakalı göstergeler Avrupa’da sağlanamadı. Biz Basell 2 ye uygun hale geldik. Sermaye rasyomuz Basel 2 ye göre hesap edilirken daha olumlu sonuç veriyor. Biz daha koruyucu bir yaklaşımdayız. Basel 3 bile her bir bankamız bügünden uyum sağlamış durumdadır. Bunların devam için bankacılık sektörümüzün kontrollü büyümesi gerekiyor. Adımlar ileriye doğru atılacak ama sağlam adımlar olacak. Bugün büyük hız kaydedelim derken, ileride risk oluşturmayacağız. Kriz dönemide 2009 dan bu tarafa kamu borcumuzun milli gelire oranı yüzde 45 den yüzde 35 e indi. Bütçe açımığız yüzde 5.5 idi, Geçen yıl yüzde 1.1 ile kapattık. Son 10 yılda büyüme yüzde 6 oldu. İstihdam son 4 yılda 6 milyon kişi arttı. Son 4 yıl ekonomi reformları hızlandırdığımız yıllar oldu. 2 yıldı neler yaptık. Türk Ticaret, Borçlar kanunlarını çıkarttık. Yeni bir sermaye piyasası kanunu devreye aldık. Borsa İstanbul’u kurduk. Finans mahkemelerinin kurulmasını yasanın içerisine koyduk. HSYK teknik çalışmalarını bitirdi. Finans ihtisas mahkemeleri çalışmaya başlayacak. Bankacılık, sigortacılık ve sermaye piyasalarında ve diğer leasing, tüketici finansmanında bu mahkemeler çalışacak”.

“İstanbulun uluslararası bir finans merkezi olmasını istiyorsak bunun hukuk ayağını güçlü kılmamız gerekiyor” diye Ali Babacan şunları kaydetti: “Finans kanunları iyi oldu ama yargı ayağını da güçlendirmek lazımdı. Bunun için finans konusunu ayırdık. İhtisaslaşmış savcı ve hakimlerimiz olsun istedik. Hızlı adil, güvenli tutarlı kararlar alabilsinler istedik. Benzer davalar insanın önüne gelirse, daha çabuk kavrama ve karar verme yetkinilğine ulaşacaklardır diye düünüyoruz. 2 yılda yeni bir teşvik sistemi kurduk. Bankacılık düzenlemeleri yaptık. Bireysel emeklilikte yeni bir devlet katkılı sistemi başlattık. Melek yatırımcı sistemi kurduk. Doğal afet sigortalarını yeniledik. Türikyede depreme karşı sigortalanan konut sayısı 6 milyonu geçti. 1.5 yılda ilave 1.5 milyon sigorta yapıldı. Deprem sigortası konusunda en yüksek orana ulaşmış bir ülke olduk. 2012 ve 2013 de yaptık. Sonuçta, 2012 de Türkiye AB ortalamalarının yüzde 54 üne ulaşmış bir milli gelire sahip oldu. Birkaç Ab üyesi bizden daha düşük. 2002 de neredeydik yüzde 36 daydık. Bu Türkiyede gelir dağılımının düzeldiği yoksulların azaldığı bir ülkeyi gösteriyor. OECD raporlarında gelir dağılımı düzelen ve en hızlı davranan bir ülkedir. Bulunduğumuz yerde en iyi değiliz ama, düzeltmede en iyiyiz. 1 doların altında yaşana nüfusumuz kalmadı. Bunların hepsi güzel cari açık en kırılganlık noktamızdı. Özel sektörün yurt dışından kullandığı kredileri arttırdık. Bunu izleyip dikkat etmemiz gerekiyor. Bulunduğu seviye olarak kaygılanmaya gerek yok ama çok hızlı çıktık bu orana. Bundan sonraki artış hızının kontrollü olması gerekiyor. Türkiyenin en kronik sıkıntısı kamu borcuydu. Bütün paremetler kamu borcu sürdürülebilirliğini hedeflerdi. Şimdi özel sektörün dış borcunun sürdürülebilirliğine bakan bir makro bakış açımız var. Son orta vadeli programda cari acığın düşürülmesini hedefliyoruz”.

AB HEDEFİNİ ÖNÜMÜZDE TUTMAYA DEVAM EDECEĞİZ. CARİ AÇIĞI YÜZDE 4'E İNDİRECEĞİZ

Bakan Ali Babacan, AB’nin ilk defa kendi üyeleri için yeni parametre setleri açıkladığını kaydederek, “Eskiden Mastrich kriterleri vardı. 4 birim vardı. Şimdi bunlara çok fazla paremetle eklendi. Kendi üyelerindeki ekonomik dengesizliği düzeltmek için geniş bir hedef seti koydu. Aşırı dengesizlikleri düzeltme süreci diyorlar. Burada cari açık olarak kendi ülkeleri için yüzde 4 lük bir sınır belirledi.

Cari fazla için yüzde 6 fazla var. AB de dengesizlikler büyük. Tedbir alıp dengelemeye çalışıyorlar. Yüzde 4-5 lik cari açık Türikye için yönetilebilir, sürdürülebilirdir. AB de hesabı yapmış yüzde 4 koydu. Bizimde cari acığı yüzde 5 ve 4 e kısa sürede indirmemiz gerekiyor. Aksi halde kamu borç stogu sürdürülebilirliği Türkiye için risk alanı ise, özel sektör için dış borç stoğu karşımıza çıktı çıkıyor. Türkiye içni en önemli risk unsuru neyse bunları hızlıca ortadan kaldırmazı gerekiyor. Cari acığı nasıl düşüreceğiz. Cevabını herkesin kolay veremediği sonuç almanın güç olduğu bir alandır. Kısa vade ve orta vadeli programlar var. Kısa vadede bütçe disiplini önemlidir. Eskiden kamu borcu rahat dönsün diye bütçe açığı düşük tutuluyordu. Kamu borcu problem değil. Net kamu borcu yüzde 15 e düştü. Bunların tamamı türk lirası dövizde artıdayız. Özel sektörün dış borcu ve tasarruf oranları açısından bakınca bütçe disiplinine devam etmemiz gerikoy. Ülkenin toplam tasarruf ile alakalı problememiz var. Kamu buna bütçe disiplinine dikkat ederek verecek. İkinci önemli konu para politikalarıdır. Merkez Bankasının cari açığı hedefleyen para politikası üretmesi gerekiyor. Üçüncü alan makro ihtiyati tedbirlerdir. Bankacılık sektörü üzerinden alınan tedbirlerle kredi hacmini kontrollü bir şekilde götürebilmektir. Hangi sektöre nasıl kredi verileceğini, tüketici ve yatırım kredileri arasındaki dengeyi dizayn edip düzenlemeleri yapmak. Makro ihtiyati tedbirler iyi netice aldığımzı bir alandır. Son aylarda, biraz rafine ihtiyati tedbirler alıyoruz. Taşıt kredileri, kredi kartları ile alakalı tedbirler makro ihtiyati tedbirlerdir. Enerjide dışa bağımlılığımız, cari acığın yükselmesinin en önemli sebibidir. Dışarıya bağlılığı azaltmak için yerli kaynaklar, kömür gibi ve yenilenebilir kaynaklara ağırlık vermek nükleer projelerimizi yürütmemiz gerekiyor. Hidro, rüzgar, güneş kaynaklarını güçlendireceğiz. Enerji verimliliğini teşvik ediyoruz. Sanayicimiz enerji tasarrufu sağlayacak yatırımı nerede yaparsa yapsın, 5. Bölgede doğuda yatırım yapmış gibi İstanbul’a teşvik veriyoruz. Bireysel emeklilik ve sigortacılık tasarruf oranımızı arttıracak. Sanayide daha yüksek katma değerli üretimi hedefliyoruz. Bu da Türkiyenin ekonomik ve yapısal dönüşümü içni son derce kritik bir alandır. Başlattağımız üniversite sanayi işbirliği netice veriyor. TUBİTAK’ın yoğun bir şekilde ar ge çalışmaları yapması önemlidir. Cari açıkla alakasız gibi gözüken ama birebir etkileyen bir konuda eğitimdir. Katma değer deyince en önemli unsur, insan faktörüdür. Ekonomik büyüklüğün çok farklı hesap metodları var. Bir tanesi de katma değer üretimidoir. Fert fert insanlar ne kadar katma değer üretiyor ise, o ekonomi daha güçlü oluyor. Türkiyenin şu anda çalışma yaşındaki nüfusunun eğitim süresi ortalam 6.5 yıldır. BM insani gelişmişlik endeksindeki metodlardır. Türkiye oratalaması 7 sınıfı bitiremedin ayrılmış bir eğitim seviyesine sahibiz. Bizimle mukayese edilmiş ülkelere bakıpta 10 bin 500 dolar milli gelire ulaşmış bir ülke yok. Şu andaki performansımız zaten istisnai bir performans. Eğitimde çok önemli adımlar atmaz isek milli geliri yükseltemeyiz. 4 artı 4 atı 4 önemliydi. Bunu ideolojik halde tartıştık. Ama biz mecburi eğitimi 8 yıldan 12 yıla çıkarttık. Fatih projesi ile akıllı eğitimi getiriyoruz. Yüzbinlerce yeni derslikle eğitimdeki ilerlememiz iyi durumda. Öğretmen stratejimizin gözden geçirilmesi gerekiyor. Öğretmenlerin performanslarını değerlendiremiyoruz. Bunu yakında yapacağız. Üinversiteler için, araştırma görevlisinden profosere kadar performansa bağlı bir gelir sağlayacağız. Üniversite sisteminde ihtilal olacak. Avrupada ayda 3 bin dolar kazananda var 30 bin dolar kazanan öğretim üyeleri de var. İyi performans gösteren öğretim üyeleri ortaya çıkartacağız. Şimdi şirketlerinizi düşünün. Hiç katkı vermeyen ile çok katı veren arasında bir fark vardır. Çalışanlarda rekabeti oluşturacağız. Son olarak siyasi istikrar ve güven ekonomimiz açsıından olmaz olmaz iki konudur. Siyasi istikrarın olmadığı ülkelerde, isterse gelişmiş ülke olsun, ekonominin nasıl sıkıntıya girdiğini Avrupa’da gördük. Hükümet ile meclisin arasında kopukluk olan ülkelerde reform yapmak imkansız oluyor. Herkes kısa vadeli düşünüyor. Uzun vadeli güzel programlar siyasi istikrar ile mümkündür. Ülkedeki istikrar ortamını korumak için hep beraber çaba içinde olmak gerekiyor. Son 3 ayda yaşadıklarımız belki iktidar partisini hedefleyen bir çaba fakat, sonuşları itibariyle hedefin siyasi istikar olduğun görüyoruz, hedefin Türkiye olduğunu görüyoruz. Bu da çok kaygılanmamız gereken bir husustur. Devlet mekanizmasının sıhhatli çalışması, en önemlisi hukukun gerçekten uygulanıyor olması bizim olmazsa olmazlarımızdır. Bu sebepledir ki AB süreci bizim için çok önemli bir süreçtir. Demokrasimizin yüksek standartlara ulaşması, temel hak ve özgürlüklerde birinci sınıf olmamız AB süreçi için önemlidir. Üye olalım veya olmayalım o hedefin orada durması bizim için önemlidir. Belli bir hedef olduktan sonra standartları oraya doğru yükseltme çabası olduktan sonra Türkiyenin istikarına faydalı olacaktır. AB de krizin aşılıyor olması onlara biraz daha ufuk verdi. AB de üyü ülke sayısı 27'den 28'e çıktı. Fransa Türkiye üyeliği konusunda daha sıcak davranıyor. Önümüzde 23 ve 24. Fasıllar var. 23 yargı ve temel haklar. 24 adalet. Özellikle bu konuda sorunlar varsa, AB den eleştiriler var ise hep birlikte çalışalım diyoruz. Bu fasılları açın ki Türkiyede standartları yükseltelim diyoruz. Türkiyenin ileri bir ekonomi olması için hukukun üstünlüğüne herkesi riayet etmesi lazım. Burada hukuk deyince ne anlayaşacağız. Evrensel hukuk normlarını kendimize referans alıyoruz. BM sistemi içindeyiz. Hukuki referanslar bellidir. Çok uzaklarda aramayacağız. Gerç ek anlamda bir hukuk devleti nasıl olacağız. Yazılanları uygulayacağız. Kuralların çalışıyor olması lazım. Hukuk devleti olmadıktan sonra 1. Sınıf demokrasi olamazsınız. Sağlam bir hukuk ve yargı sistemi olacak. Aksi halde hukuk yoksa siyaset kaosa dönüşebilir. Hukuki güvenlik kavramını bunun için önemsiyoruz. İş dünyamız için. Kanunların sarih açık lomasına çalışıyoruz. Gri alanları temizlemeye uğraşıyoruz. Yargı sisteminin hızlı güvenli, bağımsız tarafsız çalışmasına gayret gösteriyoruz. Yargıyı her hangi bir grup kendi amaçların içni kullanmaya başladğında buna dur diyebilmeliyiz. Bağımsızlık alanında yargı tarafsızca hareket etmelidir. Bütün bunlar ekonomimiz içni olmazsa olmaz konulardır. Biz hep kurallı piyasa ekonomisi diyoruz. Uzun vadeli güzel programlar siyasi istikrar ile mümkündür. Ülkedeki istikrar ortamını korumak için hep beraber çaba içinde olmak gerekiyor. Son 3 ayda yaşadıklarımız belki iktidar partisini hedefleyen bir çaba fakat, sonuşları itibariyle hedefin siyasi istikar olduğun görüyoruz, hedefin Türkiye olduğunu görüyoruz. Bu da çok kaygılanmamız gereken bir husustur. Devlet mekanizmasının sıhhatli çalışması, en önemlisi hukukun gerçekten uygulanıyor olması bizim olmazsa olmazlarımızdır. Türkiye son 11 yılda bu konuda attığı önemli adımlar var. Başarılı olduğu alanlar var. Ama uzun bir yapılacaklar listesi var. Bir demokratikleşme paketimiz oldu. Bu paket çok daha genişti. İçinde bulunduğumuz şantlar ve konjektüre uygun olanları açıkladı. Açıklananın iki katı elimizde maddeler var. Kanunları yazılıdır. Bunlarda şartlar uygun oldukça açıklanacaktır.

2014 Uludağ Ekonomi Zirvesinin Türkiye ve dünya ekonomisine yeni perspektifler kazandırmasını umduklarını belirten Vali Münir Karaloğlu, "Bu zirvedeki konuşmalardan kendimize dersler çıkartacağız. 2012 ve 2013 zirvelerinde önemli dersler çıkarttık. Bursa sanayiden tarıma çok dallarda üretim yapıyor. Ekonomik göstergelerin birçoğunda ilk 4 arasında yer alıyoruz. 2023 hedeflerinde bu göstergeleri geliştirme mecburiyetimiz var. Büyürken ne insan, ne çevre sağlığından vazgeçmek istemiyoruz. Büyümenin bir şişme olmasını istemiyoruz. Bursanın potansiyelini geliştirmek için zirve çıktılarına önem veriyoruz. Üretim anlayışımızı inovatif bir şekilde gerçekleştirip ilk yerli otomobili Bursa’da yapmak istiyoruz. Tekstilde ve sanayide kıymeti yüksek teknolojik ürünler üretmeyi hedefliyoruz. Sağlık turizminde şehirde ortak akıl oluşturmaya çalışıyoruz. 10 yıl içerisinde önemli gelişmeler yakalayacağız. Bu inancımıza ortak olacak dinamik yatırımcıları da bekliyoruz. Kanuni Sultan Süleyman’a şifa olan kaplıcaları, Osmanlı’nın son köyü Cumalıkızık’ı, Uludağ’ımız, kestane ve kebabımızı görmelisiniz. Şehrimiz ve insanlık adına bereketli bir zirve diliyorum” diye konuştu.

Doğan Holding Başkanvekili Hanzade Doğan Boyner, Capital ve Ekonomistin geleneksel hale geldiği Uludağ Zirvesinde yerelden globala bakabileceğimiz bir perspektif var. Geçtiğimiz 10 yılı Türkiye çok başarılı bir ekonomik büyüme ile geride bıraktı. Geçmişte hayal edemeyeceğimiz bir istikrar ortamı ile birlikteydik. Türkiyenin borçlarını döndürebilecek mi diye düşündüğümüz günlerden tahvillerimize istediğimizden fazla ilginin olduğu bir dönem yaşadık. Sayın Babacan’ın liderliğinde güzel bir trend yakalandı, gayri safi milli hasılamız 10 bin doları yakaladı. Arkamızda siyasi bir irade olunca bunları yakaladık. Şimdi milli gelerimizi 10 bin den 20 bine çıkartmak için atmamız gereken adımlar şimdi çok farklı. Artık teknik tanımı çok belli olmayan yapısal değişim ve dönüşümler yaşamak zorundayız. Elle tutulan inşaat gibi varlıklardan, elle tutulamayan non knov ve tasarımın ön plana çıktığı döneme giriyoruz. Bu dönemde liberal ekonominin vazgeçilmez değerlerini toplumda oluşturmak. Sermaye sahipleri ve bireyler, sistemin liyakata bağlılığını, şeffaflığına, siyasal sağ duyusuna güvenmelidir. İnsan sermayesini temsil eden gençler, bulunduğu toplumun farklılığını özgürlüğüne güvenmeli. Girişimci yıllarını verip değer oluşturduğunda bunun korunacağına güvenmeli. Yabancı sermaye hukuka güvenerek küresel üretim zincirine dahil etmelidir. Sistemin değerlerine de güven duymaya ihtiyacımız var. Bakan Babacan bunu geçtiğimiz günlerde bunu şöyle ifade etti. Hukuk güvencesi . Bu toplumsal dönüşümü yapmanın sorumluluğu sadece siyasette olamaz. Bu sorumluluk hepimizdedir. Bunda iş dünyasının da sorumluluğu olacaktır. Bunu daha önce iş dünyası üzerinde hissetmedi. İş dünyası doğası itibariyle kısa vadeli düşünür. Bugünkü bütçem ne oldu diye bakar. Orta gelir tuzağından çıkacak isek, iş dünyası bu sorumluluğu almak zorundadır. Bizler hukukun üstünlüğü, sistemin şeffaflığı için mücadele etmezsek, son 10 yılda yakaladığımız ivme aynı hızda devam edemez. Biz petrol zengini değiliz, büyümemizi katma değer oluşturarak yapmalıyız. Toplumda liberal ekonominin evrensel değerlerinin tam olarak oturmuş olması gerekiyor. Biz hep hukuk üstünlüğü erkler ayrılığı diye konuşuyoruz. Bunların tam olarak nasıl inşa edileceğini bilmiyoruz. Burada entellektüel emek, siyasi irade ve toplumsal sahiplenme gerekiyor. Bu değerlen toplumda çok küçük yaşta verilen ahlaki değerlere bağlıdır. Yalan söylemek Türkiye’de tahammül edilemez bir suçtur. Kırmızı ışıkta bir kere geç bir şey olmaz. Kopya çekmek kabul edilemez bir suçtur. Bir takım ahlak değerlerini gözden geçirmemiz gerekiyor. Bu değerleri evlatlarımıza benimsettiğimiz zaman batı sistemlerinin kurallarını kurabileceğimize inanıyorum. Kanunlarla bunu tesis edemeyiz. İki günlük zirvede önümüzdeki 10 yılda daha elimizde tutamadığımız, teknik tanımlayamadığımız olmazsa olmaz ahlaki değerleri kişilere, kurumlara nasıl benimseteceğiz bunu konuşalım. Adalet, hukuk ve ahlak algısını nasıl tesis edeceğimizi konuşalım. Oradaki problemleri dert edinip, çare arayalım istiyorum. Gündem karışık, ancak gündemden çıkıp geleceği düşünmek çok faydalı olacak” diye konuştu.

Capital Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Rauf Ateş, bu yıl 3. Uludağ Ekonomi Zirvesinde daha global bir konuşmacı profili oluşturduklarını belirterek, “Salonumuz biraz sıkışık ama önümüzdeki yıllarda Uludağ’da yeni yapılacak kongre merkezinde daha rahat bir zirve yapacağımızı umut ediyoruz” dedi.

Çelik Motor Filo Kiralama Genel Müdürü Bora Koçak da Türkiyenin Davos’u olma iddiası ile yola çıkan ve her yıl gelişen Uludağ Ekonomi Zirvesine ana sponsor olmaktan mutluluk duyduklarını söyledi.

Kaynak: Haber Kaynağı
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Dolar ve euro güne nasıl başladı?01 Eylül 2015 Salı 08:55
  • Motorine indirim geldi26 Ağustos 2015 Çarşamba 18:36
  • Dolar ve euro güne nasıl başladı?25 Ağustos 2015 Salı 10:14
  • Euro rekor kırdı!24 Ağustos 2015 Pazartesi 18:25
  • Altın rekor kırdı24 Ağustos 2015 Pazartesi 14:34
  • Altın fiyatları uçtu müşteriler azaldı21 Ağustos 2015 Cuma 10:05
  • ÖTV'de yeni dönem başlıyor20 Ağustos 2015 Perşembe 14:48
  • Dolar 3 TL'yi gördü!20 Ağustos 2015 Perşembe 08:10
  • Dolar ve euro ne kadar?19 Ağustos 2015 Çarşamba 09:11
  • Merkez Bankası faize dokunmadı18 Ağustos 2015 Salı 14:39
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007-2015 Zap Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.