• BIST 88.735
  • Altın 229,442
  • Dolar 6,0368
  • Euro 6,8881
  • Hakkari 29 °C
  • Van 26 °C
  • Şırnak 35 °C
  • Diyarbakır 35 °C
  • Batman 35 °C
  • Iğdır 30 °C
  • İstanbul 33 °C
  • Mardin 35 °C
  • Ankara 29 °C
  • Muş 23 °C

Çöküş: Aynı görüntülere sahip, farklı seslerin savaşı

Xwezager

Demokraside, devleti siyasi bir parti temsil etmez. Devlet ile siyasi parti aynı nitelikte olan aygıtlar değildirler: biri “Süren”, biri “Sürülen”dir. Biri “Çokluk”çudur, biri “Çoğul”cudur. Ama aslında “Süren”, sadece ve öncelikli olarak, “Çoğul”u değil, “Çokluk”u sürer. 

Kavramlarını netleştirmeyen, kavramsal denklemler kuramayan, düşünce süreçlerini özgürleştirmeyen, edimlerini hukuklaştırmayan, beklentilerini çoklaştırmayan insanların, "Çoğunluk" olduğu bir toplumda, “Süren ile Sürülen aynılaşır.”

Kendisine ait kavramları, saf anlayışları olmayan insanlar ile bu anlayışlara ve kavramlara sahip insanlardan oluşan toplumda, iletişim/anlaşım sağlanamaz. Bilgisel çatışmanın hakim olduğu bu iletişimsizlik, bir denge problemi olarak gösterir kendini. Denge, Az’ın Çok’a yükseltilmesi ile değil, Çok’un Az’a indirilmesi ile sağlanmaya çalışılır. Özgürlüklerin genişletilmesi değil, yasakların arttırılması savunulur.

İnsandan, öğrendiklerini bilmemesini istemek ne kadar akıl dışı ise, bilmediklerinin öğrenilmesini istemek de o kadar akıl işidir.

Kavramsız insanların oluşturduğu “Çoğunluk”un seçtiği “Süren”, bilgisel eksikliğine rağmen, seçildiği makamın alimsel niteliğinden cesaretle, öğrenilenlerin bilinmemesini ister. Ve bu istek, isteyen tarafından, kanuni nitelikte bir istek/emir olarak kabul edilir. Bunu yapmayan insanın, "Çoğunluk” tarafından, “Süren”e değil, “Sürülen”e karşı itaatsizlik yaptığı kabul edilir. Hukuk sistemindeki “Suç” ve “Suçlu” tanımları yeniden yapılır.

Demokratik sistemlerin “Çoğunluk” kavramını da, kavramsız belleğine işleyen “Çokluk” içinde yer alan “Çoğunluk”, “Süren”le aynı yetkilere sahip olduğuna inanarak kendisinde, kanuni nitelikli isteklerde bulunma hakkı görür. Ve bu aşamada “Çökmek” gerçekleşir, çökmenin ilk aşaması olan kaos başlar.

“Çoğunluk”, hukukun, kendi istek ve arzularına göre şekillenmesi gerektiğine inanır. Bunu gerçekleştirme yolunda karşısında duran “Çokluk”un direncini kıramayınca, kendisine “Süren” yetkisi verir. Bu yetkiyle, kendi kanunlarını, kendi yargısını ve kendi ceza sistemini kurup işletmeye başlar. Sistem içindeki bu sitemin, büyük sistem olan “Sürülen”in güvencesi olduğuna inanır. Sistemi, “Çoğunluk” ile “Çokluk”un ortak değerleriyle kabuklar. O kabukla, kendi sistemine kutsal/dokunulmaz /dogmatik bir katman kazandırarak, kavramsız toplumdaki muhtemel sorgulayıcı özleri de bastırmış/pasifize etmiş olur.

“Çoğunluk”, yarattığı sistem sayesinde arttıkça, “Çokluk”, sistemin baskısı altında ezilir, azalır. Antidemokratik yöntemlerin, demokratik (!) bir sistemin kanunlarına eklenmesiyle, yasal/hukuksal mücadele zeminin de ortadan kalkmasıyla, “Çokluk”, mücadelesini farklı zeminlere kaydırmak zorunda kalır. Bu zorunlu/doğal kayma arttıkça ve kanunlara (!) göre meşruluğunu yitirdikçe, "Süren", kendisine karşı daha da sertleşir. Bütün meşru hakları ellerinden alınan “Çokluk”, sistem tarafından terörist ilan edilerek, sistemin tamamen dışına kayar. "Sistemdışılık", ayrışmanın en net olduğu durumdur ve bu nokta, bir mücadelenin etkisinin, toplumun en alt/pasif kesimine kadar işlediği noktadır. Doğal/meşru savunma mekanizması harekete geçen pasiflerin de mücadelenin "Sistemdışı" tarafında bulunması, mücadelenin "halklaşma" sürecini tamamlamış olur. Aynı coğrafyayı paylaşan, aynı sosyal gruplara sahip ve birbirleriyle zorunlu ilişkilerde bulunan "Sistemiçi" ve "Sistemdışı" varlıklar arasındaki mücadele, derinleşir. Birbirinden tamamen kopmanın mümkün olmadığı gibi, birleşmenin de şartlarının ortadan kalkması, kaosun boyutunu değiştirir.

Kaos, yerini savaşa bırakır. Ve bu savaş, “Çokluk” ile artık iç içe girmiş olan “Süren ile Sürülen” arasındadır. Aynı kelimelerle simgelenen ama artık farklı anlamlara sahip kavramların savaşıdır bu. Aynı görüntülere sahip, farklı seslerin savaşı...

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007-2015 Zap Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.