• BIST 88.735
  • Altın 229,442
  • Dolar 6,0368
  • Euro 6,8881
  • Hakkari 29 °C
  • Van 26 °C
  • Şırnak 35 °C
  • Diyarbakır 35 °C
  • Batman 35 °C
  • Iğdır 30 °C
  • İstanbul 33 °C
  • Mardin 35 °C
  • Ankara 29 °C
  • Muş 23 °C

NE YAZARSAM OKURSUNUZ(?)

Siyabend Fırat Çetin

Dünyada bir yerdeyiz ve oralar da çok soğuk.

Soğuklar soğuk savaşı beraberinde getiriyormuş.

Savaşı mı kaleme alalım dersiniz yoksa kalemi mi savaşa?

Savaşı kaleme almak hiç olmasın isterim ama kalemle de savaşmak gerekiyor işte, insanların canını yakmadan doğruyu öğreten ve öldürmeyip çoğaltan tek savaş aleti.

Peki ne yapmak lazım güzel şeylermi yazmak lazım. Mesela okula gidip fişler mi yazmak? Ali’nin ata bakışını mı yazmak lazım yoksa  Ayşe’nin Ali’yi sevdiğini mi?  Tahtaya konuşanlarımı yazmak gerek yoksa gerekeni yapıp ucunu açacakla sivrileştirip sivri şeylermi yazmak gerek.

İnsanların vahşileşip birbirine sadece bir Dünya için zarar verdiğini yazarsam aynı kalem bunun aksini yazarmı dersiniz,  Dünyanın yuvarlak olmayıp Galile’nin ölümünü yazarsam yuvarlak olduğunu yazarmı kalem acaba? Yaşamak için öldürenleri mi yazmalıyım?

Aç olanları yazarsam tok olanlar okur mu sizce? Dilimi yasaklayanları yazarsam onların dilinde, okurlar mı acaba?

Şöyle bir kalemimle bütün bir yüzyılın bilançosuna oturduğumuzda neleri yaşıyor neleri yazıyoruz.

Dünya tarihini kalemimle bir film şeridi gibi geri sardığımda tozları bütün bir yüzyıla alerji yapıyor ölümleriyle, destanlarıyla, aşklarıyla…

Savaşı yazarsam eğer; Stefan Zweıg’ın Dünya savaşı çıktığında ve insanlar biribirini öldürdüğünde onun Latin Amerika’da savaştan epeyce uzakta olduğu halde dayanamayıp intihar ettiğini mi, yoksa kocası ölüme giderken dayanamayıp intihar eden eşinin aşkını mı yazsam?

Roma İmparatoru Pautos’un idam cezasına çarptırılıp bir odaya bırakılması ve odada masanın üzerinde bir hançerle kendini öldürmesi gerektiğini ve ailesinin kapıda onun oda içindeki ayak sesleriyle nabızlarının atmasını yazsam yoksa eşinin dayanamayıp içeri girip masanın üstündeki hançeri alıp kendi kalbine batırması ve sonunda Pautos’a dönüp ‘’Bak Pautos hiç acımıyor’’ diyip onunla ölüme birlikte gitmesini mi yazsam?

Soykırımı yazarsam; Yahudilerin diri diri fırınlara atılıp yakıldıklarını mı yoksa Oscar Schındler’in lislesinimi kaleme alıp sıralasam. Hayat güzeldir deyip devam eden Cash’ın, ‘’Çocuklardan sabun olur mu?’’ sorusuna cevap mı versem?

Sanattan mı bahsetsem acaba; Rodin’in bir kaya parçasından bir heykeli nasıl çıkardığı sorusuna; ‘’Heykel zaten onun içinde ben sadece fazlasını atıyorum.’’ Verdiği cevabımı yazsam vehahut Ucube diye sanat soykırımı yapan Avrupa Birliğine aday bir ülkenin Başbakanından mı bahsetsem. Binbir umutla o heykelleri yıkan bir avuç faşisten mi? Ve üç nokta… 

Sizce ne yazmak gerek?

Dinden mi, ırktan mı bahsetmek gerek?

Gandhi’yi bilirsiniz; Hindistan’ın İngiliz sömürgesindeyken başında bulunan  lideri ve hatta kılıçsız savaşçısı olan kişi. Bir röportaj sırasında Gandhi’ye bir gazeteci şu soruyu sorar;

‘’Sayın Gandhi sizin ülkenizde Ganj nehri geçiyor ve ölülerinizin küllerini ganj nehrine döküyorlar, döktüklerinde de ruhun özgür olduğuna inanıyorlar. Dogrumu pekı bu ? Siz buna inanıyormusunuz?’’

Gandhi ‘’Evet dogru fakat İnanmıyorum.’’ Cevabını verir.

Gazeteci devam eder;

‘’Sizde öldüğünüzde küllerinizin Ganj nehrine savuracaklarını söylüyorlar doğru mu?’’

Gandhi ‘’Evet’’ cevabını verir.

Gazeteci şaşırır ve tekrar Gandhi’ye sorar;

‘’İnanmadığınız halde neden izin veriyorsunuz buna.’’

Gandhi de; ‘’Ben inanmıyorum ama halkım inanıyor ve onlara saygı duyuyorum.’’ Deyişini mi yazsam?

Yoksa  Türkiye Başbakanının dediği; ‘’Kadında olsa, çocuk ta olsa gerekenin yapılması’’ gerektiğini mi yazsam?  Ve bunun gibi onlarca şeyin bütün bir yılda yaşanıla geldiği…

Aşk mı yazsam? Mem û Zîn destanından mı veya Bêko’nun bir aşkı yok edişinden mi başlasam acaba?

Veya bir aşkı filmde anlatan Musa Anter’in yazdığı için katledilişinden mi bahsetsem?

Aşkların, savaşların ve ölümlerin çok olduğu yüzyılda, yaşam da bir kefede onları dengeliyor mu dersiniz?

Ve siz ne yazılırsa onları okumaya ve ne söylenirse onları dinlemeye devam ediyorsunuz. Televizyonlarda ‘’Haydi çocuklar uykuya…!’’ ünlemi görülmeden uyumuyorlar çocuklar. Dokunulmazlıkların olduğu halde darp edilen vekillerin dokunulmazlığının kaldırılması halinde ne olacağını merak edenler var.

Okullarda kılık kıyafetlerin serbest olmasına mı sevinmek gerek yoksa kılık kıyafeti alamayanlara üzülmek gerek.’’ Yurtta sulh cihanda sulh’’ sözünü yazıp o sözün üstünde durmak gerek, hem sevip hem terketmeyenlerden olmak gerek. ‘’Bir Türk Dünya’ya bedel’’ sözüyle inkarcı bir politika izlemek yerine ‘’Bir insan tüm Dünya’ya bedel’’ demek gerek.

Siz ölümleri merak etmeye üçüncü sayfa haberlerinden sonra gazeteleri kapatıp Dünyayı takip ettiğinizi sanmaya devam edin. Kalemleri kan damlayanları alkışlamaya devam edin. Kalemlerin hakimlerin elinde kırılıp yüzlerce gencin asılıp daha sonra bir özürmüş gibi dizilerde izlemeye devam edin. İşinize gelmeyenleride yasaklamaya devam edin.

Muhteşem bir yüzyıl geride kaldı sanıyorsunuz ama devam ediyor.

Barışı yazacağımı umaraktan zaferlerden bahsedecem bir gün… Ölüm olmayan ve tüm insanların kazandığı barışı yazmaya dek devam edecem…

Bir Gün Mutlaka…!

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007-2015 Zap Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.