• BIST 88.735
  • Altın 229,442
  • Dolar 6,0368
  • Euro 6,8881
  • Hakkari 29 °C
  • Van 26 °C
  • Şırnak 35 °C
  • Diyarbakır 35 °C
  • Batman 35 °C
  • Iğdır 30 °C
  • İstanbul 33 °C
  • Mardin 35 °C
  • Ankara 29 °C
  • Muş 23 °C

Özü-Gür Olan Bir Özgürlüğe…

Siyabend Fırat Çetin

VE ARDINDAN BARIŞ TUTULMASI

Korkulanın ötesindeki şeyleri yaşıyoruz. Savcının aldığı kararı veya hakimin verdiği kararı değil halkın aldığı kararını açıklıyorum size; özgürlük! Kalemini kırdık bu savaşın yok olmaya mahkum edildi…

Karartılan bir ortamın yalnızca aydınlık kesimini görüyoruz. Çünkü orayı görmek istiyoruz sadece ama hayat dağıtıldığı gibi yaşanmıyor bazen. Ölümler, kayıplar, sancılar hep arka bahçede ve hep sessiz yayılıyor, tıpkı bir çiçeğin kokusu gibi kaplıyor tüm bahçeyi ve arka bahçe, arka bahçe olmaktan çıkıyor artık meydan oluyor. Descartes düşünüyorum o halde varım diyor ama düşünenler düşüncelerinden dolayı hep yok edilmek isteniyor.

Ne merhaba diyebiliyoruz doğan güneşe ne de el sallayabiliyoruz batan güneşe. Ne yaşadıklarınızı yazabiliyorsunuz ne de yazdıklarınızı konuşabiliyorsunuz. Gözlerinizi kısıp hayata bakmanızı istiyorlar. Olanları sadece kısık gözlerle izlemenizi istiyorlar ama olan yine bize oluyor. Üstüne üstlük yaptıkları hataları müze olarak taçlandırmak, kabartmalı harflerle yaşatmak istiyorlar.

Özgürlüğün bir sesle başlaması bile umudu karşılamamız için bize heyecan veriyor. Ne onsuz olabiliyoruz ne de arka bahçesiz.  İpleri göğüsleyeceğimize hep astılar. Ne çamaşırlar kurudu o ipler de ne de masum insanlar yaşadı. Karşı taraf diye düşünürsek onlar kazanıyor. Karşı tarafa da geçtikten sonra kazanan yine karşı taraf oluyor. Bir terazinin kefeleri gibi dengeyi kuramıyorsunuz. Anlaşılan ne kaybeden ne de kazanan oluyoruz.

Medya da basında konuşulanlar hep aynı sesler hep aynı deyişler ve hep aynı alfabe. Hani ağzı olan konuşuyor derler ya artık ağzı olan söyleniyor da. Sesli harflerin bile kullanmaya korkan bir toplum sessizleşip sessizlik insanlığın oluyor. Durup düşünmek yetmiyor bile zamanı bile dengelenmediği saf dışı bırakılmak istenen bir toplum. Bugüne kadar en berbat ve içinden çıkılmayan düşünceler konuldu barış üzerine. Ama ne başparmaklar kaldırıldı ne de ağıtlar. Bunca gözyaşı bunca yakarış ezgileri kimlere davetiye çıkardı? Barışın ve özgürlüğün kasidesi size uyum sağlamıyor mu? Dökülen bunca kan toprağı çürüttü. Gökyüzünün yüzünü ak çıkarmadınız yere dökülenden dolayı…

Hep Kürt sorunu denildi. Sanki sorun Kürtlermiş gibi. Hep Türklere Kürt sorununu sordular sanki sorunu yaşayanlar onlarmış gibi. Sorun Kürt sorunu susturulanlarda Kürt. Nasıl bir çelişki yaşanıyor kimse de anlamıyor. Medya, basın sürekli atıp tutuyor oldu. Kalıba vurup çıkarıyorlar ve keki kabartmaya çalışıyorlar. Sorunları sonsuzlaştırıp içinden çıkılmaz hale getiriyorlar. Ne özü ne sözü uyuşturamıyorlar. Toprağa gömülenler babalar, sessizliğe gömülenler ise anneler ve çocukları oldu.

Hayatın geçmişi geleceğe geleceği karanlığa gömülüyor artık. Dünya ikinci el darbeli dünya olarak kıyaslanıyor artık. Darbeleriniz dünyayı bile sarstı. Artık adım atılamaz bir hal aldı. Son on yılda mühimmat patlaması sonucu yüz çocuk hayatını kaybetti ve devam ediyor. Unutmayın ki yaptıklarınız la söyledikleriniz birbiriyle örtüşmüyor. Savurduklarınız savunduklarınızdan daha kötü. Dahası sözlerinizle sınırlı kalıp, sınır ötesini bile zorluyorsunuz, sanki iyi bir sonuç elde edecekmiş gibi ama sonuç hep kayıp. Sonunda ya benim olacaksın ya da toprağın diyor hayat. Ne papazlar çıkartabilir günahlarınızı ne de hocalar. Ne rahat olursunuz ne de rahatsız. Sadece yaşlanır ve yaşarırısınız.

Kanla karışık bir yağmuru yaşamayacağız artık. Bu topraklarda kardeş doğduk, ölülerimiz bile aynı toprağa gömülüyorlar. Birlikte kazanılan zaferler birlikte kutlanmıyormuş demek ki. Doğanla doğuran birbirini tanımaz hale geliyor. Kuytuluk bir köşeden zafer işareti yapan parmaklar görüyorum ve onları çağırıyorum.  Şarkılar söylüyoruz barışı kutlamak için ve hep birlikte her renkte yeni günlere adım atıyoruz. Susayan diller sulanıyor ve susanlar suçsuzlaşıyor.

Sustuğum kadar yazdım, yazdığım kadar da konuşmak istiyorum artık. Kalemimin mürekkebi tükenmediği ve umut olduğu sürece özü gür olan bir özgürlük yaşanılması mümkünlüğe hak kazanacaktır. Barışın beyaz kâğıtlara renkli kalemlerle yazılacağı özgür günlere…

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007-2015 Zap Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.