• BIST 88.735
  • Altın 229,442
  • Dolar 6,0368
  • Euro 6,8881
  • Hakkari 29 °C
  • Van 26 °C
  • Şırnak 35 °C
  • Diyarbakır 35 °C
  • Batman 35 °C
  • Iğdır 30 °C
  • İstanbul 33 °C
  • Mardin 35 °C
  • Ankara 29 °C
  • Muş 23 °C

RUTİN, OTUZ ÜDž

Siyabend Fırat Çetin

Temel berbere gitmiş;  “ Beni sakal traşı et ama kulağımdaki kulaklığa dikkat et düşürme!”  Berber de tamam demiş ve başlamış traş etmeye.                                                                                                     

 

Bir ustura, iki ustura derken kulaklık kulağından çıkı vermiş Temel"in. Temel düşmüş ve ölmüş. Etraftakiler toplanmışlar ama Temel"in neden öldüğünü anlamamışlar. Sonra kulaklık akıllarına gelmiş ve kulaklığı kulaklarına takıp dinlemeye başlamışlar.                                                        

 

Kulaklıkta; “ Nefes al, nefes ver. Nefes al, nefes ver. Nefes al, nefes ver…” diye tekrarlıyormuş. Meğer bizim Temel kulaklıkla yaşıyormuş.

 

 

Kalıplaşmış beyinlerle rutinleşen hayatları yaşıyoruz. Sağduyunun sağır sol duyun da felç olduğu günler bunlar. Duyulanlar başka yerlerde söyleniyor, söylenilenler de başka yerlerde dinleniliyor.  Safsız kalan yok gibi. Herkes bir nokta da birleşiyor soru işaretleri aklımızda kalıyor. Nereye?  Sorun söylenilenlerde değil tekrarlanılanlarda. Herkes bir şey söylüyor demekten ziyade herkes aynı şeyi söylüyor. Sizin de kulağınızdaki kulaklıklar çıkarsa büsbütün yok sayılacak gibisiniz.

 

Ah şu şiirler olmasa! Nazım Hikmet"in dediği gibi;  “Ben artık şarkı dinlemek değil, şarkı söylemek istiyorum…”

 

Bağlı olduğumuz bir şeyler var hayatta. Ne onunla ne de onsuz olamıyoruz. Komutalar, emirler, tehditler, vs… Hep yerimize birileri konuşuyor, birisi susuyor. Susturmanın ötesi bir şey bu çünkü susuyor musun acaba diye telefonlarımız da dinleniyor. Sadece sus ve dinle!

 

 

Ezan okunduğu zaman susuyor ve bittikten sonra konuşmaya ve didişmeye devam ediyoruz. Çocuklar televizyon da ki “iyi geceler çocuklar haydi uykuya” yazısı geçmeyene kadar uyumuyorlar. Bizi yönetenler bize oradan çok açık mesajlarını iletebiliyorlar. Bizi kumanda eden meğer elimizdekiymiş.

 

Feryat edenler televizyonda çıkarsa duyuluyor, çaresizler oradan haykırınca farkına varılıyor. Milyonlarca insan yönetiliyor. Evlenmek isteyenler bile evliliğini orda gerçekleştiriyor. Nasıl bir olgunun içerisindesiniz sizde anlamıyorsunuz. Hoşunuza gitmeyen karakterlerin isimlerini hayvanlarınıza isim olarak bırakıyorsunuz, sevdiklerinizi de hayatınıza kazıyorsunuz…

Basın ve yayın organlarıyla insanları yargılamaya başlayan bir ülke düşünüldü. Frankestein"lar bunu başardı…

 

İzledikleriniz hayatınızı anlattığınızda kaç sayfa oluşturuyor. Hayatınızı nelere endeksleyip nelere karşı koruyorsunuz. Kendi sesimize ve düşüncelerimize hafızamızda yer yok hafızlar kuşatmış dört bir yandan. Kendimize yabancıyız. Bundan dolayı başkalarının sesiyle sevinip, başkalarının düşünceleriyle hareket edip, başkalarının acılarıyla kanıyoruz ve tamamen biz olmaktan çıkıp uzaklaşıyoruz.

 

Tespih tanelerini parmaklarımızla ovuşturup bekliyoruz. Ve avucumuz terlemeye başlıyor. Ve imameye takılıyoruz. Otuz üç ve sonra imame…

 

Siyabend Fırat ÇETİN

 

  • Yorumlar 2
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007-2015 Zap Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.