• BIST 88.735
  • Altın 229,442
  • Dolar 6,0368
  • Euro 6,8881
  • Hakkari 29 °C
  • Van 26 °C
  • Şırnak 35 °C
  • Diyarbakır 35 °C
  • Batman 35 °C
  • Iğdır 30 °C
  • İstanbul 33 °C
  • Mardin 35 °C
  • Ankara 29 °C
  • Muş 23 °C

Sevilecek bir yer...

Sabri Bozkurt

Her insanın içinde sevilecek bir yerin var olduğuna inanıyordun. Çünkü sen, sana içini açan herkesi sevmiş, hepsine bağlanmıştın. Sana sırlarını veren insanlara sen sevgini verdin karşılığında, Sevginin sınırı yoktu senin, dağılıyordu, dağıtıyordun her yana, herkese, ihanetini, ayıplanan yanlarını sunanlara bile…

 

İnsanlara yakın olmak, derinlerine inmek, tanımak, gülmek ya da hüzünlenmek onlarla; bu senin hayatta var olmanın gerekçesiydi. Başka hiçbir şey oyalamıyordu seni, çekmiyordu, zaman harcamaya değmezdi senin için.

 

Sen ne bir zamana ait, nede bir tek insana, zamanlara ve insanlara aittin… Sevgin, anne sevgisi gibiydi: hani evlatları arasında ayrım yapmayan anneler gibi… Hepsine eşit, herkese eşit parçadaydı, parça parçaydı…

 

Böyle dağılması, böyle parçalanması, parçalanmış olması, senin başka hiçbir şey düşünmemeye değer vermediğinden kaygılandırmıyordu seni hiç. Bu dünyada kötünün, savaşın, ölümün, acının var olduğu, sevgiye dokunabileceğini düşünmüyordun, düşünmemiştin.

 

Aklına bir gün böyle apansız, hesapsız, böyle derince, çokça sevdiğin, sevgini verdiğin insanların başına bir belanın, dünyanın herhangi bir belasının musallat olabileceği gelmemişti, getirmemiştin. Bunun sana açısını, sana vereceği acıyı hesaba katmamıştın, katmıyordun. Sevginin acıya dönüşebileceği bir kez olsun aklından geçmemişti.

 

Öyle çocuk, öyle hesapsızdın işte, adil, hiç adil olmayan bir “alış-verişti” seninkisi. Böyle olmaya seni iten neydi ama? Neden insanların derisinin altına inmek seni mutlu ediyordu bu kadar? Kendini bulmuyordun ki onlarda, Hiç birinde bulmadın, değil bulmak bir izine, kendinden bir ize bile rastlamadın. Ama yinede insanların iç yüzünü seviyordun, ne olursa olsun içinde, seviyordun, yeter ki açsınlar sana. Bir insanı, sevgilisini annesinden daha çok sevdiği için seviyordun mesela…

 

Gençtin, gencecik, yirmi birindeydin henüz, sadece seviyordun, sevmeyi biliyordun yalnızca, acı çekmemiştin henüz, tatmamıştın acıyı, kaybetmemiştin sevdiğinden bir kimseyi...

 

Yirmi üçünde anladın; hayatına her aldığın, hayatına her girdiğin insanın sana acı vereceğini, acı verdiğini. Çünkü tanıdığın, sevdiğin insanların kaçını kaybetmiştin şimdi ve kaybedebileceğini de örenmiştin.

 

Konuşmuyor, susuyordun artık, suskundun. Düşünüyordun, derin derin düşünüyor ve kaçıyordun, kaçmaya başladın insanlardan ve sohbetlerinden.

 

Artık insanlar birer tehlikeydi senin için. Bu tehlikelerden kaçmak, sırlara ermemek, ulaşmamak için yalnız kaldın, yalnızlığa sığındın ve yanına ve hayatına kimseyi sokmadın bundan böyle. Ama hayatındaki insanlar, hayatına aldıkların daha önce, tanıdığın, sırlarına vakıf olduğun, sevgini verdiğin insanlar acı vermeye devem ediyordu sana, kaygılandırıyor korkutuyordu seni yine.

 

İşte bu korkudan, bu acıdan kaçamadın ve senin insanlarla muhabbetin, kendine yasakladığın muhabbette, muhabbetsizlikte ayrı bir acıydı, ayrı bir acı veriyordu sana ve bu acıydı seni alan, seni bu kadar acı bir şekilde kendini ölüme atmana sebep.

 

Bunu kimse bilmedi, örenemedi ama açmadın çünkü sen içini, açmazdın kimselere. Seni bir yaz sabahı evinde bileğini keserek “intihar” ettiğini duyduğunda, örendiğinde insanlar, iki kişi arasında yaşanan bir aşkın sebep olduğunu sandılar… 

 

 

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007-2015 Zap Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.